Marmara Denizi’nde yaşanan sarsıntılar, İstanbul için deprem riskini yeniden gündemin ilk sırasına taşıdı. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Osman Bektaş, 2025 yılında Silivri açıklarında meydana gelen depremin ardından Marmara Denizi tabanındaki kabuk yapısına ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Bektaş, Orta Marmara Sırtı üzerindeki yapının ince ve kırılgan olduğunu belirterek, bölgede sığ depremlerin daha yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Uzmanlara göre, olası bir Marmara depreminde büyüklük ile hissedilen şiddet arasındaki fark İstanbul için hayati önem taşıyor.

Marmara İçin Korkutan Senaryo 6’Lık Deprem 7 Şiddetinde Yıkacak (2)

6’LIK DEPREM 7 ŞİDDETİNDE HİSSEDİLEBİLİR
Deprem büyüklüğü ile deprem şiddetinin sıkça karıştırıldığını vurgulayan Bektaş, “Depremin büyüklüğü 6,2–6,4 aralığında kalsa bile, zemine bağlı olarak hissedilen şiddet 7 seviyesine çıkabilir” dedi. Bu durumun özellikle Avcılar hattında ciddi risk oluşturduğuna dikkat çekti.

AVCILAR VE SAHİL İLÇELERİ İÇİN KRİTİK UYARI
Uzmanların altını çizdiği en önemli faktörlerden biri ise “basen etkisi”. Sert kayalarda hızlı ilerleyen deprem dalgalarının, Avcılar başta olmak üzere Küçükçekmece, Büyükçekmece, Bakırköy ve Zeytinburnu gibi gevşek ve alüvyon zeminlerde yavaşlayarak büyüdüğü ifade ediliyor. Bu etki, sarsıntının süresini ve yıkıcılığını artırıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan 6 Şubat Mesajı: “Emanetlere Sahip Çıkacağız”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan 6 Şubat Mesajı: “Emanetlere Sahip Çıkacağız”
İçeriği Görüntüle

Marmara İçin Korkutan Senaryo 6’Lık Deprem 7 Şiddetinde Yıkacak (3)

“DEPREM DEĞİL, ZEMİN VE BİNA ÖLDÜRÜR”
Bektaş, İstanbul’un batı yakasında riskin yalnızca fay hattına olan mesafeyle açıklanamayacağını belirterek, yapı stoğunun zemin özelliklerine göre yeniden analiz edilmesi gerektiğini vurguladı. “Sarsıntının teorik büyüklüğü değil, zeminin verdiği fiziksel tepki binaları yıkar” diyen Bektaş, özellikle sahil kesimlerindeki yapıların acilen gözden geçirilmesi çağrısında bulundu.

Uzmanlar, Marmara’daki deprem gerçeğine karşı hazırlığın yalnızca bilimsel uyarılarla sınırlı kalmaması gerektiğini, kentsel dönüşüm ve yapı güvenliğinin hayati önem taşıdığını bir kez daha hatırlatıyor.